Saat 17.30 suları...Güneş görmeden geçen günlerden biri daha...
Kendime yeni yeni geliyorum dünkü İnönü macerasından sonra.Dün ben maç izlemeye mi gittim İnönü'ye yoksa yüzme şampiyonası falan mı vardı halen çözemedim.Bu sahada maçın oynanmasına izin veren zihniyet, nasıl bir ruh halinde bu kararı verdi bilmiyorum ama bi insan evladı olarak sahada bulunan 22 oyuncuya da içim acıdı resmen.Bu konuya birazdan gireceğim fakat önce biraz maç öncesi olanlardan bahsedeyim.
Kadıköy'den İnönü'ye gitmek üzere evden çıktığımda yağmur hafiften hafiften varlığını göstermeye başlamıştı, belliydi sağanak geleceği.Eski Açık'ta bu yağmurda maç nasıl izlenir diye geçirdim bi an aklımdan ama dinmesini ümit etmiştim, dinmese bile bu yağmurda heralde fazla gelen olmaz bizi de kapalıya veya yeni açığa aktarırlar diye düşündüm.Vapurla Kabataş'a geçene kadar yağmur etkisini iyiden iyiye artırmıştı.Vapurdan inip stata gidene kadar sudan çıkmış balığa döndük zaten.Kabataş'a yüzerek geçseydik tek fark vakit kaybı olurdu heralde.Neyse...
Stada ulaşıp eski açığın numaralı tarafında yerimizi aldık ama yağmur daha da şiddetlenmeye başladı ve maçın başlamasına 15 dk. kadar zaman vardı.Sigara yakmaya kalksan çakmak yanmıyor, yaksan sigara ıslanıyor, sabit dursan üşüyorsun, zıplasan elbiselerine işleyen su ağırlık yapıyor ve daha çok üşüyorsun, elini cebe koymaya kalksan cepler zaten su deryası...Baktık ki bu iş böyle gitmez, eski açıkta o dakikalarda bulunan yaklaşık 30 kişi maç başlayana kadar "yönetim bizi kapalıya al" tezahüratı yaptık ama nafile.Ne yönetime, ne kapalıya sesimizi duyuramadık.Biz kapalıya sesimizi duyurmaya çalışırken, onlar bizleri sallamayıp "laylay" yapmaya devam ettiler ve açıkçası bu benim canımı oldukça sıktı.Yeri geldiğinde halkın takımı naraları atmayı maharet zanedenler, şimdi karşılarında ıslanan yaklaşık 50 kişilik grubu kaale bile almıyorlardı.Hadi yönetimin destek çıkmayacağını biliyoruz da sen bari yapma kapalı.Yazık...
Tüm bunlar olup biterken bir yandan sahada ısınmaya çalışan futbolcuları izliyorum ve sahanın içler acısı durumuna binaen yanımdaki arkadaşıma " bu sahada oynanacak maç mahalle maçından farksız" olur diyorum, "bir de teneke olsa top yerine tam olurdu" ve nitekim ilk 45 dk aynen o şekil oluyor.Oyuncular topla değil, top oyuncularla oynuyor resmen.Top auta çıkacak diye bırakıp koşmayan futbolcu dönüp arkasına baktığında rakibin topu alıp gittiğini görebilirdi, keza çok kez oldu bu olay aut ve taç çizgilerinin önlerinde.Tabi bu ilk 45 dk boyunca yağmur yağmaya devam etti ve yanımdaki arkadaşım daha fazla dayanamayacağını söyleyerek beni yalnız bırakıp eve geri döndü.İkinci 45 dk yağmur yağmadı ama keşke yağsaydı.Bu kez de rüzgar geldi ve ıslak bünyelerin iliklerine kadar işledi tribünde...
Gelelim maça;
İlk 11e baktığımızda artık pek şaşırdığımız söylenemez bu tür kadrolara.Herkes Mustafa Denizli'nin komikliklerine alıştığı için artık "İsmail Köybaşı neden oynamıyor?","8 milyon euroluk Tabata nerde?","neden kendi evimizde bile tek forvet başlıyoruz?" sorularını es geçiyor ve direk küfürler yağdırmaya başlıyor doğal olarak.
Maçın ilk yarısında pek futbol yoktu desek de Bursaspor genelde topa hakim olan taraftı.Rüştü'nün attığı bütün degajları da onlar aldı, karşı yarı sahada verilen bütün pasları da.İleriye çıkarken genelde sağ kanatı kullanıyordu Bursaspor Volkan Şen'le, Beşiktaş'ın bu kanattaki zaafından faydalanmak istedi sanırım Ertuğrul Hoca ve nitekim golü de bu kanattan attılar.İbrahim Üzülmez'in Volkan'ı kaçırmasıyla yapılan orta malesef gol olarak bize geri döndü.

İlk yarı heralde böyle biter, ikinci yarı da 3 sağlam değişiklikle oyunu çevirebiliriz düşüncesindeydim ki kafamı çevirip tam önümdek Rüştü'ye baktığımda sekerek yürüdüğünü gördüm.Maçı bırakıp bir süre Rüştü'yü izlemeye koyuldum.O sırada kale arkasına doktorlar geldi, Rüştü'yle birşeyler konuştular ama Rüştü'nün yüz ifadesinden doktorlara fırça kaydığı belliydi ve yedek kulübesine doğru değiştirin beni diye işaretediyordu.Doktorlar ayrıldıktan sonra hala değişiklik gerçekleşmeyince Rüştü yine o gergin ifadesiyle yedek kulübesine doğru bağırmaya başladı ve doktorlar tekrar geldi.Nihayet Mustafa Denizli genç kaleci Korcan'ı oyuna aldı.Ancak bu değişikliğin zamanı 44. dakika ve Rüştü gibi tecrübeli bir kaleci resmen oyundan bir an önce çıkmak için yırtınıyor, önüne gelene bağırıp çağırıyordu.Zaten Mustafa Denizli bence ilk başta Korcan'la başlamalıydı bu maça.Sakat sakat oynatırsan azarı da yersin oyuncundan.
İkinci yarıya Nihat-Nobre değişikliği ile başlama taktiği bi süreliğine işe yaradı.Beşiktaş çok hırslı ve saldırgan başladı bu kez ve golün geleceği belliydi.Sağdan soldan bindirmelerle rakibin üstüne gitmeye başlayınca rakip de baya bi afalladı tabi.Ve sonunda Nobre 55.dakikada uzun süren gol orucunu bozdu.Gole rağmen halen saldıran bir Beşiktaş vardı.Taraftarın da golden sonraki büyük desteği sayesinde bir an önce 2. golü bulmak peşindeydi ve bir penaltı golüyle bu da oldu.
Ancak şu penaltı olayına ayrı bi parantez açmak istiyorum.Penaltı'nın olduğu yerle benim aramdaki mesafe 5 metre.İbrahim Toraman topla birlikte çizgiye inerken yanılmıyorsam Zapotocny kayarak müdahele ediyor ve Toraman yerde kalıyor.Zapo'nun ayağının Toraman'ının bacaklarına dolaştığını net gördüm ve bu halde Toraman'ın yere düşmekten başka çaresi yok zaten.O anda kendi kendime "tartışmasız bi penaltı kazandık, bunun hakkında kimse yorum bile yapmaz heralde" dedim.Ancak eve gelip bilgisayarın başına oturduğumda gördüklerime inanamadım resmen.Paylaşım sitelerinde emek hırsızları, bu nasıl penaltı, hakemler Beşiktaş'ı kolluyor gibi garip tabirlerle isimlendirilen videolar dönmeye başlamış bile.Ekleyen insanlar da zamanında elle, kolla, haksız penaltılarla gol atan bir takımın taraftarları.Dayanamadım, videolardan birini ekleyen insanlardan birine mesaj attım ve o da videonun ismini değiştirmek mecburiyetinde kaldı.Gözümle çok net gördüğüm bi olayı, başkalarının garip şekilde yorumlaması çok sinir bozucu ve komik bi olay hakkaten.Zayen 3-2 yenilmişiz işte kardeşim, neyi tartışıyorsunuz ki hala?Çok mu zorunuza gitti o golün olması?
Maçın kırılma noktası Fink ve Ferrari'nin kafa topunda çarpışması ve Ferrari'nin soyunma odasının yolunu tutması oldu.Ferrari çıktıktan sonra İbrahim Kaş, İsmail Köybaşı veya hiç olmadı Uğur İnceman oyuna girmeliydi ama oyuna giren isim Yusuf oldu.Mustafa Denizli kör galiba göremiyor o sahanın durumunu ve Yusuf'un kalan dakikalarda ileride top tutmasını bekliyor.Topu tutmak için Yusuf'a gerek yok ki, zaten top düştüğü yerde oturuyor kalıyor, o topu alıp götürecek hızlı bir oyuncu lazımdı oraya İsmail gibi.Bu değişiklikten sonra takımda karşı yarı alanda duran bi tek Bobo kaldı, takım tamamen geriye yaslanmaya başladı.Sercan'ın kaçırdığı gol tehlike sinyallerinin habercisiydi keza.Ardından son 7-8 dakikada olan oldu ve buz gibi soğuk bir İstanbul gecesinde buz etkisi yaratan 2 gol.Yazık oldu...
Gelelim maç sonrasına;
Zapo golünü attı, sevinmekte haklıdır ona dediğimiz bişey yok.Ancak bu kadar tansiyonu yüksek bi maçta bu golün sevincini abartırsan o tepkiyi de yersin, o küfürleri de hakerdesin kusura bakma.Ki hala Beşiktaş'ın oyuncusu olduğunu unuttu sanırım kendisi ya da Beşiktaş'ın oyuncusu olduğunun yüksek derecede farkında ve bu yüzden taraftarın ne olursa olsun onu bağrına basacağını düşündü.Sen de haklısın belki ama bu ülkede işler böyle gitmiyor sevgili Zapo.Maç bitmiş bütün arkadaşların soyunma kulübesinin yolunu tutmuş, sen ne ararsın hala tribünlerin önünde, neyi alkışlarsın, niye alkışlarsın?Madem o kadar sevdin bu taraftarı o gol sevinci sırasındaki kendini yerden yere atmalar da nedir?Bundan bi 3-4 yıl önceki İlhan Mansız'ın golü geldi aklıma Ankaragücü formasıyla bize attığı, "harbi büyük adammışsın İlhan" dedim kendi kendime.Hadi onu da geçtim, numaralıya gidip üzerindeki Bursaspor formasını bir Beşiktaş taraftarına vermek de neyin nesi?O formanın üzerinde Zapo #26 yazması, onun bursaspor forması olduğu gerçeğini değiştirmez.Ayrıca "kaçan balık büyük olur" yorumlarına da çok güldüm maçtan sonra.Ferrari-Sivok-Toraman varken bu takımda Zapo zaten yedek kalmaya mahkumdu, ancak FTK maçlarında bazen görev alabilirdi, o yüzden kendinizi avutmayın boşuna...
O kadar ıslandık, üşüdük, üstüne yenildik de hiç mi güzel bişey olmadı?Tabi ki oldu...
Buyrun;





0 kişi atak yapmış:
Yorum Gönder