23 Kasım 2009 Pazartesi

TD Avatar İddası Bjk-Fb "Hatıra Atkısı"

Tribündergi'deki ahalice katıldığımız iddaayı kazanmış bulunuyoruz.Katılan tüm arkadaşlara teşekkür ediyorum ama en büyük teşekkürü büyük bir olgunluk örneği gösteren Fenerbahçeli arkadaşlar hakediyor.Bu iddaadan sonra TD Beşiktaş ahalisi olarak bir hatıra atkısı yapmaya karar verdik ve birer ikişer tasarımlar gelmeye başladı.Naçizane bir tasarım da ben yaptım, onu gösterteyim size de :)

ön yüz:

arka yüz:

iddaya katılanların listesini de yayınlayalım efenim:
1.astorre
2.Goksu
3.`JK
4.enpisayn
5.tekyolbesiktas
6.maf
7.sair nedim
8.SchwarzAdler
9.cliff
10.LeadeR
11.Metin Tekin
12.tony1903
13.serenat
14.zapatista1903
15.meaursault1903
16.kartalizma1903
17.emilio
18.siyahh
19.kartalsafa
20.akseki
21.Laziale
22.since1903bjk
23.Forzaeagle
24.smyrna_1903
25.ulas_1903
26.gundoganlı
27.Galamos_1903
28.miladımsensin
29.fred frith
30.zinho
31.trooper
32.bacoglu
33.Westterror
34.Sedov
35.Sanchez
36.AcıbadeM
37.Besiktas_1903
38.bandan adam
39.Travis Bickle
40.fani
41.Beşiktaşk1903
42.voyvoda
43.umut903
44.jlamotta
45. SDSBY
46.Serbay
47.supertivo
48.bjkrhpoz
49.koko1903
50.eagle_ysf
51.felix
52.emirhan
53.greencastle
54.CarsiBora
55.army of eagles
56.dAngerous1903
57. geckalma
58.mercato
59.federico
60.Lampard1903
61.panikatak
62.sta

16 Ekim 2009 Cuma

Orta Asya Etnik Rock - Ulytau, Altan Urag, Yat Kha


Ata Yurdu'nun bozkırlarından yükselen dombra sesinin gitarla harmanlanmış tarzını keşfettiğim günden beri kendimi bu müziğin büyüsüne kaptırdım.Bundan bikaç gün önce tesadüfen denkgeldiğim bir video klip ile bu müziğe olan ilgim başladı.Bu klip Kazakistanlı Ulytau grubunun Jumyr Kylysh şarkısının klibiydi.Klip, Tarkan filmlerinin edasına sahip kurguyla çekilmiş.Kurtlar tarafından kaçırılmış ve büyütülmüş bir çocuğun hikayesi yani (bunun Türkiye versiyonu için;
bakınız:Hanzo).


Ulytau grubu, çekirdek tayfa olarak 3 kişi.Bunlar; Erjan Alimbetov (dombra), Nurgaisha Sadvakosava (keman) ve Maxim Kichigin (solo gitar).Erjan ve Nurgaisha Kazakistanlı, Maxim ise Rus.Bikaç kez dinleyip müziğin etkisine girdikten sonra insan bunu dinlerken Orta Asya bozkırlarında bir Türk savaşçısı edasıyla at koşturduğu hissine kapılıyor.Grubun Jumyr Kylysh albümünü kesinlikle tavsiye ederim.

Ulytau'nun albümünü dinledikten sonra bu müziği yapan daha başka gruplar veya şahıslar dinleme isteği oluştu ve araştırmaya başladım.Dikkatimi çeken 4 grup daha oldu; Altan Urag, Yat Kha, Huun Huur Tu ve Arkhaan.Bunlardan Huun Huur Tu ve Arkhaan'ın tarzı biraz değişik, yani rock çizgisinde değiller.Onların yaptığı müzik sek Orta Asya kültürü dahilinde denebilir.Altan Urag ve Yat Kha, Ulytau'ya daha yakın tarz olarak.


Altan Urag; Moğolistanlı folk rock müzik grubu.2006 yılında çıkardıkları Made in Altan Urag albümünü bulup dinledim ve en az Ulytau'nun Jumyr Kylysh albümü kadar beğendim.Ülkemizde "Cengiz Han" ismiyle gösterilen "Mongol" isimli filmin müziklerini yapan grup da Altan Urag'dır.Şarkılarında yaylı ve vurmalı enstrümanların yanında, yer yer giren kadın vokaller de gayet etkileyici.6 üyeden oluşan bu grubun 2 albümü bulunmakta.Birisi az önce de bahsettiğim 2006'da piyasaya sürülen Made in Altan Urag, diğeri 2004 tarihli Foal's Been Born.Made in Altan Urag albümündeki Requiem parçasını; kulaklığı takıp, gözlerinizi kapatıp dinlemenizi mutlaka tavsiye ederim...



klibin başındaki diyalog:
-"Grandpa, can i tell you a folktale?"
- "Sure, what kind of folktale?"
-"the one that doesn't end happy"
-"son, i have already living the nightmare when i am not sleeping"

Geçelim Yat Kha'ya.Açıkçası pek dinlemedim Yat Kha'yı.Beni pek sarmadı ama velakin sadece bilgi amaçlı yazayım dedim.1991 yılında kurulmuş Tuvalı* bir müzik grubu.Grubun kuruluşunda öncülüğü vokalist ve gitarist olan Albert Kuvazin yapmış.91'den bu yana gruba birçok üye dahil olmuş ve ayrılmış.Toplamda 11 albüm sürmüşler piyasaya ve son albümleri 2005'te çıkmış.Bikaç şarkısını dinledim net üzerinden ama albümlerini indirme gereği duymadım henüz.Ulytau ve Altan Urag'ın albümlerini dinlemekten sıkılırsam Yat Kha'ya geçiş yaparım heralde...
Resmi web siteleri: http://www.yat-kha.com/

Murat Aksu'nun Adaylığı - Kriz Dönemi Rehaveti

Murat Aksu, Ocak ayındaki kongre için resmen aday olacağını açıkladı.Aksu'nun adaylığı mâlumdu zaten daha önceden yaptığı açıklamalara binaen.Ancak şu dönemde kimin Beşiktaş için en iyisi olacağına karar vermek gerçekten güç bir durum.Taraftarın tek isteği Yıldırım Demirören'in gitmesi.Zaten pek çok kişi ondan daha kötüsü olamaz düşüncesi içerisinde.

Murat Aksu, adaylığını koyabilecek başka aday varsa onlar da, Beşiktaş'ın şu an içinde bulunduğu krizi kendilerine avantaj olarak sağlamak isteyecektir.Bu gayet tâbi bir stratejik yol onlar için.Ancak 2. Demirören faciası yaşanmaması için tüm kongre üyelerinin mantık çerçevesi içinde oy kullanması lazım.Çözüm planları en iyi şekilde değerlendirilmeli, taraftarın gözünü boyama tavırları ve reel çözümler birbirinden ayırt edilebilmeli.

Ben şahsen Murat Aksu'nun başkan olmasına sıcak bakmıyorum.Beşiktaş başkanlığı için pek iyi bir tercih olmaz benim için.Hikmet Çetin ismi heyecanlandırıyor beni.Seba'nın da desteğini aldıktan sonra kariyer ve otorite sahibi biri olarak aday olup, başkanlık koltuğuna oturmasını isterim.Yine de camiaya hayırlı olsun Murat Aksu'nun adaylığı...

14 Ekim 2009 Çarşamba

Demirören Temizlik Yapacakmış...

buyur başkan, kendinden başla...

Gönül Penceresinden...

10 Ekim 2009 Cumartesi

Uğur Erbaş

Bayramdan önce memlekete gitmek için Metro tesislerinde otobüs beklerken ulan gideyim yolda okumak için bi dergi alayım dedim.Zaten yolculukta uyumaktan nefret ederim.Neyse gittim dergilere bakıyorum ama benim ilgimi çeken hiçbir dergi yok ya da kalmamış.Ne haber dergisi var ne de kişinin kültür seviyesini yükseltebilecek bi dergi var.Sadece mankenlerin ne renk don giydiğinden bahseden saçma sapan dergiler mevcut.Sonra arkalardan gözüme "digital arts" dergisi çarptı.Daha önce ne görmüşlüğüm ne duymuşluğum var ama kapağı ilgimi çekti, gittim aldım.Dergideki yazılar isminden de anlaşılacağı üzere photoshop, dreamweaver, 3DSMax gibi programlar hakkında bilgiler içeriyor.Onlar pek ilgimi çekmedi, o anda uygulama şansı bulamadığım için belki de.Ama bir röportaj çok hoşuma gitti.Röportaj yapılan kişi daha önceden çalışmalarını gördüğüm ama ismini hiç duymadığım grafist Uğur Erbaş...

Uğur Erbaş'ın özgeçmişi hakkında kısa bir bilgi vereyim önce: 1977 Ankara doğumlu.1999 Hacettepe Üniversitesi GSF Grafik bölümünden mezun ve 2000 yılında aynı bölümde asistan olarak göreve başlıyor.2004'de TRT Tanıtım Merkezinde Grafist-Animatör olarak çalışıyor.2007 yılında ise Hacettepe Üniversitesi GSF Grafik bölümünde öğretim görevlisi oluyor.An itibariyle serbest meslek yapmaktadır.



Aldığı ödülleri de sıralayalım:
  • 2002 39. Antalya Altın Portakal 8. Uluslararası Kısa Film Video Yarışması "en iyi animasyon" ödülü - "Dünyanın Kapıları"
  • 2004 Columbia-Tristar 1.Ulusal Kısa Film Video Yarışması "en iyi animasyon" ödülü - "Güneş Yolu"
  • 2006 43. Antalya Altın Portakal Film Festivali Ulusal Uzun Mentaj Film Yarışması "en iyi görsel efekt" ödülü - "Cenneti Beklerken"
  • 2007 14. Kral Tv Video Müzik Ödülleri "yılın klibi" ödülü - "Aşk-ı Hürrem"
  • 2008 Popüler Bilim Ödülleri "Teşvik" ödülü sanatçının bazı çalışmalarına verilmiştir.


Ödüllere baktığımda Can Atilla'nın Aşk-ı Hürrem adlı şarkısının müthiş klibinin arkasındaki ismin Uğur Erbaş olduğunu görünce röportajın tamamını okumaya karar verdim ve gerçekten yaptığı çalışmaları çok beğendim.

Uğur Erbaş'ın en çok ilgimi çeken çalışması ise "Mustafa" filmi oldu ve ben tabiki yine bu filmin grafik ve animasyonlarını yapan kişilerden birinin Uğur Erbaş olduğunu yine bu röportaj sayesinde öğrendim.Ama bunu yadırgamadım pek fazla.Çünkü bu film hakkında yapılan tartışmaların neredeyse tamamı filmin içeriği hakkında oldu.Ne teknik ekip ne de animasyonlar ve grafikler üzerine hiçbir yorum veya eleştri görmedim bu röportajı okuyana kadar.Eğer siz de görmediyseniz bu film hakkında Uğur Erbaş'ın yorumlarını ve çalışmalarını size özet geçeyim:



Mustafa filmiyle ilgili olarak Can Dündar'ın ofisine ilk gittiğinde "yeni bir inkılap tarihi dersi" geliyor diye düşünmüş.Ancak malzemeler ve metin ortaya çıktıkça ortada farklı şeylerin olduğunu görmüş.Bu farklılıklara paralel olarak bazı tepkilere karşı kendilerini hazırlamışlar ekip olarak ama tepkinin bu denli fazla olması şaşırtmış onu haliyle.Bunun sebebini, insanlarının Atatürk'ü gözlerinde kendileri gibi bi insan olmasından öte normal insanlardan üstün bi varlık olarak görülmesine bağlıyor.Çoğu insan O'nu sen ben gibi bi insan olarak görmek istemiyor ve O'nun hayatının detaylarını bilmek hayal kırıklığına uğratıyor onları belki...

Filmdeki teknik özelliklerden bahsedecek olursak; efektler 2 karaktere ayrılmış.Birincisi; tamamen grafiklerden oluşan 3d sahneler, ikincisi; gerçek sahneler üzerinde yapılan efektler.3d sahneler seyircide "bu bilgisayar efektidir" imajı yaratacak şekilde oluşturulmuş.Gerçek sahneler de bilgisayar efektleri ile desteklenmiş.Örneğin; manzaralar bulutlar, renkler ve ışıkların yardımıyla daha özel hâle getirilmiş.Hayvanların canlandırılmasında ise gözlemler ve daha önceden çekilmiş görüntüler yardımıyla oluşturulmuş.Kargaların ne şekilde uçtukları, çakalın belirgin özellikleri gibi...Filmde geçen yapılar , olaylar yakın tarihte yaşandığı için, onları pek yormamış.Çünkü çoğu sağlam veya restore edilmiş binalar.Sadece Dolmabahçe Sarayı gibi kompleks yapılarda zorlanılmış.

Yapım süreci senaryo ortaya çıktıktan sonra gelişmeye başlamış.Haftada 2 gün ekip toplanıp yol haritası belirlenmiş.Diğer günlerde de film hakkında malzeme toplanmış.Kaleden Ulus Meydanına iniş sahnesi için Ankara dışında boş bir arazi seçilmiş.Gerçek çekimde 40 kadar insan kullanılmış ve çoğaltılması gerekiyomuş.Ancak green box gerekli alanı kaplayacak kadar büyük olmadığından rotoskop tekniği kullanılmış.Daha sonra kalabalık görünütüsü ve çatı halindeki meclis binası meydanın sonuna yerleştirilmiş.Filmin finali (aynı zamanda filmin girişi) de efektle oluşturulan bir sahne.Elinde çalı çırpı taşıyan bir çocuğun yağlıboya tablo içinde ormana doğru yürüyüp kaybolması için tabloya uygun dokudaki bi ortamda gerçek çekim yapılmış.Çekimin belli bir parçası tablonun dokusuna yedirilmiş ve boğazın üzerinden uçup pencereden giren kamera, tablonun üzerinde çekilen gerçek görüntüdeki çocuğun kadraja girmesinden sonra tabloya en yakın olunan zamanda film tablonun içinden akmaya başlamış.

Bu son sahneyi buradan izleyebilirsiniz:


İşte Mustafa filminin teknik perde arkası bu şekilde.Tabi bunları yapmak eminim uzun emekler ve vakitler gerektirmiştir.Ama bana göre değmiş...

Röportajda en beğendiğim noktalardan biri de Uğur Erbaş'ın kendi çalışma stili ve ortamından bahsettiği bölümdü.Kendisinin berbat bir bilgisayarla çalıştığını belirtiyor ve bunun nedenini soranlara verdiği cevap ise gayet zekice.Boş sayfaya bakıp ne yapacağını düşünerken bilgisayarın hızı onun işine yarıyormuş.Yani bilgisayar ona daha fazla düşünmek için zaman tanıyormuş.Şahsen ben de aynı onun gibi düşünüyorum ve bilgisayarım da gerçekten berbat.Photoshop'ta bi resim üzerine çalıştığımda bazı işlemleri yapmak bilgisayar için biraz süre gerektiriyor ve bu sürede de yeni şeyler düşünebilme fırsatı buluyorum.Görüntünün hangi programla ve ne şekilde yapıldığından çok işe yarayıp yaramadığı önemlidir.Çalışma odasının küçük ve dağınık oluşundan ve geceleri çalıştığından bahsediyor Uğur Erbaş.Ancak tasarımın hayattan beslendiği farzedilirse gece çalışmak bir nevi hayatı ıskalamak manasına geliyor ve bu tasarımcı için bir dezavantaj oluşturuyor.Çalışma sırasında dinlemekten en zevk aldığı oarça ise Korsakov'dan "Yaban Arısının Uçuşu"ymuş.Denemek lazım...

Uğur Erbaş'ın bilgisayar grafikleri üzerine çalışan gençlere tavsiyesi ise bilgisayarı sadece bir alet olarak görebilmek.Yani mouse tutmak dışında yaptığınız herşey tasarımınıza katkı sağlıyorsa doğru yoldasınız diyor.Balkona çıkmak, yolda yürümek, otobüs beklemek gibi basit şeyler bile size malzeme sağlamalı diyor.Gayet haklı da...

Uğur Erbaş'ın çalışmalarına http://ugurerbas.deviantart.com sitesinden, kendisine de uerbas@yahoo.com adresinden ulaşabilirsiniz.
Kendisinin yeni çalışmalarını sabırsızlıkla bekliyorum...





05 Ekim 2009 Pazartesi

Hello Africa

Uzunca bir süre güncelleyememiştim blogu yine.Yine diyorum, çünkü bunu çok sık yapıyorum.Blog yazmak benim için sadece bi hobi olduğu için kendimi sürekli yazmak zorundaymışım gibi hissetmiyorum.O yüzden ne zaman kafama eserse işte...Zaten "hadi yaz, yaz" diye tepeme binen bi okuyucu kitlem de yok, sadece kendimi tatmin etmekten ileri gitmiyorum sanırım...

Bu zaman zarfında neler olduğu, yani Beşiktaş camiası içinde, herkesçe malum zaten.En son rahmetli Vedat abi için girdiğim postu göz önünde bulundurursak; süper kupayı kaybettik, Tabata'yı 8 milyon euro'ya transfer ettik, şampiyonlar liginde bahtsız bedevi tarzı bi kura çektik, yenildik, fark yedik, puan kaybettik, gol atamadık, kavga ettik, sırtımızı döndük, büyük başkanımız bize pis pis güldü, değerli zevcesi alkışladı... ve daha da böyle devam edecek sanırım kongreye kadar.

Kasımpaşa maçında olması gerekenler ve 'büyük ihtimalle' olacakmış gibi gözükenler arasında dağlar kadar fark var ama umarım yanılırım bu konuda.Şimdi destek zamanıdır, kavgayı sonra da ederiz.Başkanlar da gelir geçer ama başka Beşiktaş yok!!!

Bu arada başlık neden Hello Africa onu söyleyeyim unutmadan :) Uzunca bi süredir görmediğim konuşmadığım bi arkadaşıma selam vereceksem veya birine ilk defa mail, mesaj vs. atacaksam veya da üstteki gibi uzun aralar sonunda yazacaksam aklıma Dr.Alban'ın "hello africa, tell me how you doing" şarkısı aklıma gelir.Ne alaka bilmiyorum valla ama buraya uyduğunu hissettim ve yazdım.Ne de olsa Afrika'nın balta girmemiş ormanları gibi tenha bi blogtur pascalcium :)


21 Temmuz 2009 Salı

Güzel İnsan

Güzel insanımız, güzel abimiz Vedat kaptanımızın bedeni bugün son kez geçti semtten.Kendisi için hazırlanan töreni izlereken göz yaşlarımızı tutamamışızdır çoğumuz eminim.Ne fenerlisi, ne cimbomlusu, ne trabzonlusu ona karşı öfke duymazdı çünkü.

Futbol hayatı boyunca bir kez bile sakatlanmamıştı.Belki de 1 maç bile Beşiktaş'ı yalnız bırakmayı ihanet kabul ediyordu kendi içinde.Öyle büyük bir kaptandı o.Ama gelin görün ki onun taktığı o şerefli pazubandı zamanında Tümerler, Gökhan Zanlar da taktı ne yazıkki...Beşiktaş'a belki de en sıkıntılı zamanında geldim diyordu.Para bile alamazken kulübünden, kaptan olarak arkadaşlarının emeğinin karşılığını kendi cebinden vermişti...

Mütevaziydi çok.Ben spor yazarı değilim, naçizane Beşiktaş'ı yazıyorum diyordu.Hatta kendisiyle fotoğraf çektirmek isteyen Beşiktaş taraftarına ben Beşiktaşlıyla değil fotoğraf, film bile çekerim diye cevap veriyordu.Maç günleri Kadıköy'den vapuruna binip normal bir taraftar gibi diğer taraftarlarla kol kola yürüyordu stada...

Bir o kadar da espriliydi.Kıvrak zekası hepimizin beğenisini toplardı.Sergen için sahanın ortasına sandelye koyar yine oynar diyordu.Valerenga takımı için bunlardan futbol takımı olmaz, olsa olsa iyi bir işçilikle oturma odası takımı olur diyordu...

Önce Müslümanım, sonra Elhamdülillah Beşiktaşlıyım diyordu.Böyle anlatıyordu içindeki büyük Beşiktaş aşkını ve bu aşkı bize vasiyet bıraktı.Onlar benim en yakın akrabalarım dediği Beşiktaş taraftarına son emaneti oldu bu sevgi.

Ve belki de son çınar da devrildi artık.Ne denilebilir ki...
Güle güle güzel insan,
Mekanın cennet olsun...


17 Temmuz 2009 Cuma

2009-10 Beşiktaş Formaları

Öncelikle değişik bi çalışma olmuş.Yapanın suratına tüküreyim demeden geçemeyeceğim...

Efenim, korsan efradını da uğraştırmamak lazım dimi?Bu konuda onlara yardımcı olmak için bu formayı üreten Adidas'a teşekkürler...


Bu forma da iş görüşmelerinde, devlet dairelerinde v.s. giyilmek için tasarlanmış olmalı.Nitekim gömlek üstü çok şık durur kanaatindeyim.


Bunun ne olduğunu anlayamadım ama üretici firma kartal pençesi buyurmuşlar!

13 Temmuz 2009 Pazartesi

Osman Batur ve Doğu Türkistan


"Bu gün silâhımızı alanlar, yarın canımızı da alırlar. Ben silâhımı Çinlilere vermem. İstiyorlarsa ve güçleri yetiyorsa, gelip alsınlar!"

Osman Batur, Doğu Türkistan'ın ve Türk Dünyası'nın efsanevi liderlerindendi.Ülkesine ve dinine yapılan acımasız Çin zulmüne karşı silahını Çinlilere teslim etmeyerek dağlara çıktı.Mücadelesi gittikçe büyüdü, destek kazandı.1943 yılına kadar Çin'e karşı gerilla savaşı şeklinde direndi.1943 yılında Altay Çinlilerden kısmen temizlendikten sonra Altay Geçici Halk Cumhuriyeti Başkanlığına seçildi.1950 yılında Çinliler kendilerine göre sayıca üstün ve daha modern bir orduyla yeniden Doğu Türkistan'a saldırdı.Osman Batur direnişine yine devam etti ancak cephanesi bittiği için Kamambal Dağı'nda Çinlilere esir düştü.1951 yılına kadar zindanlarda hergün acımasızca işkencelere maruz kaldı.1951 yılında ise "devrim düşmanlığı suçundan" önce kulakları ve kolları kesildikten sonra vahşice idam edildi.İdamdan önceki son sözleri ise şu oldu:

"Ben can verebilirim.Milletim dünya durdukça mücadeleye devam edecektir"



Al Bayraktan Gök Bayrağa selam olsun.Osman Batur'un ruhu hiçbir zaman buyruk altında yaşamaya mahkum olunamayan yeni ve genç Türk neslinin vücudunda hayat bulmaya devam edecektir...

11 Temmuz 2009 Cumartesi

Tozlu Sayfalar Arasından : Şükrü Gülesin

Gizli kalan efsaneyi yeniden gün yüzüne çıkarmaya çalışmaktır amacım.Beşiktaş'ın ve Türk futbolunun çok değerli ismi; Şükrü Gülesin'i.Birçoğumuz tam anlamıyla tanımıyoruz onu.Ben de yeni yeni tanıdım bu ismin gerçek yüzünü ve bugüne kadar ismini çok kez duymama rağmen araştırmadğıma pişman oldum.

Şükrü Gülesin 14 Eylül 1922 doğumlu.Futbola Kınalıada'da başladı, ardından Beyoğluspor'a transfer oldu.Ve daha sonra 1940-41 sezonunda Beşiktaş'a transfer oldu.44-45 sezonu haricinde 10 yıl boyunca Beşiktaş'ta top koşturdu ve attığı gollerle Beşiktaş'ın o dönem kazandığı 13 kupada büyük pay sahibi oldu.Onun en önemli özelliği ise üstün yeteneğinin yanı sıra kornerden attığı gollerdi.

Şükrü Gülesin'in kariyerindeki asıl önemli nokta ise Avrupa'ya olan transferiydi.O Avrupa'da oynayan ilk türk futbolcu idi.Şu anda sanılanın aksine ne Can Bartu ne de Metin Oktay'dır Avrupa'da bizi ilk ve en iyi temsil eden oyuncu.Bu Şükrü Gülesin'dir...

1950 yılında daha sonra Metin Oktay'ın da transfer olduğu Palermo'ya transfer oldu.Oynadığı 28 maçta 13 gol attı.Üstün yeteneği sayesinde 1 sene sonra Lazio'ya transfer oldu ve burada da müthiş performansıyla 29 maçta 16 gol attı.Böylece o dönem İtalya'da gol krallığında üst sıralarda yer aldı ve Lazio tarihinin en çok gol atan oyuncuları arasına girmeyi başardı.

Başarılı 2 sezonun ardından İtalyanların ve özellikle Lazio'luların gönlünde taht kurdu adeta.Keza Lazio kulübünün girişindeki onur listesinde ismi hâlâ yazılmakta ve sergilenmektedir.Bu 2 sezonun ardından Türkiye'ye dönen Gülesin'i izlemek için İtalya'dan İstanbul'a gelen taraftar sayısı oldukça fazlaydı ki gittikten sonra hakkında İtalya'da çokça yazı yazılmıştı geri dönmesi için...

Şimdi acaba bu ismi Palermo'da yarım sezon top oynayıp 3 gol atan Metin Oktay'dan veya sadece şık giyimiyle Senyor lakabını alan Can Bartu'dan daha fazla tanıyan kaç kişi vardır?Oysa İtalyanlar onu bizden daha iyi tanıyor.Ufak bir örnek olması için İtalyanca vikipediye ve Türkçe vikipediye bakın onun hakkında.Aradaki farkı görmek size kalmış...

Türk Spor Basını ve Sömürülen Taraftar Hissiyatı

Transfer sezonu açıldığından beri basında her sene olan şeyler bu sene de tekrar etmekte.Ronaldinho, Deco, Quaresma, Mutu, Owen... Basın resmen dünya karmasını ülkemizde bir araya getirmek için çaba sarfediyor.

Peki bilmiyorlar mı bu oyuncuların maliyetlerini, ülkemizdeki kulüplerin mali durumunu?Ya da para konusunu geçtim, Avrupa standartlarında bir futbolcunun ülkemizde top oynamak istemeyeceğini bilmiyorlar mı?Ama bunlar kimin umurundaki, ya tutarsa...

Ailton ve Kleberson Beşiktaş'ta iken Rize deplasmanında yedek klübesinde aralarında bir muhabbet geçiyor: "sen kalk Avrupa'da Manchester, Schalke gibi takımlarda oyna, Brezilya milli takımıyla Dünya Kupasını kazan, sonra gel Rize'de maç yap..." ve acı acı gülüyorlar bu muhabbet sonrasında.Ayrıca Sergen'in bi açıklaması vardı: " Türkiye'ye gelen yabancılar geldiklerinde fikstüre bakıp ben şu kadar maç oynarım diyor ve gerçekten de dediklerini yapıyorlar.Adam eğer diyorsa ben şu deplasmana gitmem ya da şu hafta çıkmam sahaya diye kesin çıkmıyor.Ya sakatlığını bahane ediyor ya da izin alıyor"Adamlar haklı kendilerine göre.Ben Ronaldinho olsam gelip Türkiye'de Diyarbakır'a deplasmana gitmek istemezdim mesela...

Ancak bunun spor medyasınca hiç bir önemi yok.Onlar kafalarına göre yazıp çizmekte serbest.Yaptıkları haberlere çocukken inanırdım ve o adamlar gelmeyince üzülürdüm gerçekten de.Ama biraz büyüyünce ve neyin ne olduğunu görünce sadece gülmeye başladım bu haberlere.Bu saatten sonra benim için bi karikatür dergisiyle Fotospor, Fotomaç gibi gazetelerin hiç bir farkı yok.İkisi de komik ne de olsa.Ama asıl komik olan ise insanların bu haberlere inanıp ciddi ciddi tartışmaları.O kadar komik şeyler var ki...Mesela bazıları Quaresma'yı tribünlere nasıl çağırırız diye düşünüyor şimdiden.Gerçekten çok ilginç!Bu medya yüzünden ne hallere düşüyoruz...

26 Haziran 2009 Cuma

Rest in Peace

25 Haziran 2009 Perşembe

Regaip Kandili

"Tüm İslam aleminin Regaip Kandili mübarek olsun"

sa"ZAN"lık

Bir an boş bulunan Galatasaray yönetiminin transfer ettiği Gökhan Zan'ın sakatlığı imza töreninde nüks etti.Mukaveleyi imzalarken sağ el baş parmağı çıkan futbolcunun el bileğinde de incinme tespit edildi.Ayrıca fotoğraf çektirmek için ayağa kalkarken ayak bileğini burkan Zan, yaklaşık 2 hafta sahalardan uzak kalacak.Tedavisine hemen başlanan futbolcunun kulüp doktorlarına ve masörlerine rest çekmesi, bunlarla çalışmak istemiyorum demesi üzerine Galatasaray futbol takımının doktorları basketbol şubesine gönderildi ve yerine yeni bir sağlık ekibi getirildi.

Galatasaray camiasına ve Gökhan Zan'a hayırlı uğurlu olsun bu transfer.Bu taraftar seni hiç özlemeyecek Gökhan Zan.Transferde emeği geçen herkesten Allah razı olsun