
Bayramdan önce memlekete gitmek için Metro tesislerinde otobüs beklerken ulan gideyim yolda okumak için bi dergi alayım dedim.Zaten yolculukta uyumaktan nefret ederim.Neyse gittim dergilere bakıyorum ama benim ilgimi çeken hiçbir dergi yok ya da kalmamış.Ne haber dergisi var ne de kişinin kültür seviyesini yükseltebilecek bi dergi var.Sadece mankenlerin ne renk don giydiğinden bahseden saçma sapan dergiler mevcut.Sonra arkalardan gözüme "digital arts" dergisi çarptı.Daha önce ne görmüşlüğüm ne duymuşluğum var ama kapağı ilgimi çekti, gittim aldım.Dergideki yazılar isminden de anlaşılacağı üzere photoshop, dreamweaver, 3DSMax gibi programlar hakkında bilgiler içeriyor.Onlar pek ilgimi çekmedi, o anda uygulama şansı bulamadığım için belki de.Ama bir röportaj çok hoşuma gitti.Röportaj yapılan kişi daha önceden çalışmalarını gördüğüm ama ismini hiç duymadığım grafist Uğur Erbaş...
Uğur Erbaş'ın özgeçmişi hakkında kısa bir bilgi vereyim önce: 1977 Ankara doğumlu.1999 Hacettepe Üniversitesi GSF Grafik bölümünden mezun ve 2000 yılında aynı bölümde asistan olarak göreve başlıyor.2004'de TRT Tanıtım Merkezinde Grafist-Animatör olarak çalışıyor.2007 yılında ise Hacettepe Üniversitesi GSF Grafik bölümünde öğretim görevlisi oluyor.An itibariyle serbest meslek yapmaktadır.
Aldığı ödülleri de sıralayalım:
- 2002 39. Antalya Altın Portakal 8. Uluslararası Kısa Film Video Yarışması "en iyi animasyon" ödülü - "Dünyanın Kapıları"
- 2004 Columbia-Tristar 1.Ulusal Kısa Film Video Yarışması "en iyi animasyon" ödülü - "Güneş Yolu"
- 2006 43. Antalya Altın Portakal Film Festivali Ulusal Uzun Mentaj Film Yarışması "en iyi görsel efekt" ödülü - "Cenneti Beklerken"
- 2007 14. Kral Tv Video Müzik Ödülleri "yılın klibi" ödülü - "Aşk-ı Hürrem"
- 2008 Popüler Bilim Ödülleri "Teşvik" ödülü sanatçının bazı çalışmalarına verilmiştir.
Ödüllere baktığımda Can Atilla'nın Aşk-ı Hürrem adlı şarkısının müthiş klibinin arkasındaki ismin Uğur Erbaş olduğunu görünce röportajın tamamını okumaya karar verdim ve gerçekten yaptığı çalışmaları çok beğendim.
Uğur Erbaş'ın en çok ilgimi çeken çalışması ise "Mustafa" filmi oldu ve ben tabiki yine bu filmin grafik ve animasyonlarını yapan kişilerden birinin Uğur Erbaş olduğunu yine bu röportaj sayesinde öğrendim.Ama bunu yadırgamadım pek fazla.Çünkü bu film hakkında yapılan tartışmaların neredeyse tamamı filmin içeriği hakkında oldu.Ne teknik ekip ne de animasyonlar ve grafikler üzerine hiçbir yorum veya eleştri görmedim bu röportajı okuyana kadar.Eğer siz de görmediyseniz bu film hakkında Uğur Erbaş'ın yorumlarını ve çalışmalarını size özet geçeyim:

Mustafa filmiyle ilgili olarak Can Dündar'ın ofisine ilk gittiğinde "yeni bir inkılap tarihi dersi" geliyor diye düşünmüş.Ancak malzemeler ve metin ortaya çıktıkça ortada farklı şeylerin olduğunu görmüş.Bu farklılıklara paralel olarak bazı tepkilere karşı kendilerini hazırlamışlar ekip olarak ama tepkinin bu denli fazla olması şaşırtmış onu haliyle.Bunun sebebini, insanlarının Atatürk'ü gözlerinde kendileri gibi bi insan olmasından öte normal insanlardan üstün bi varlık olarak görülmesine bağlıyor.Çoğu insan O'nu sen ben gibi bi insan olarak görmek istemiyor ve O'nun hayatının detaylarını bilmek hayal kırıklığına uğratıyor onları belki...
Filmdeki teknik özelliklerden bahsedecek olursak; efektler 2 karaktere ayrılmış.Birincisi; tamamen grafiklerden oluşan 3d sahneler, ikincisi; gerçek sahneler üzerinde yapılan efektler.3d sahneler seyircide "bu bilgisayar efektidir" imajı yaratacak şekilde oluşturulmuş.Gerçek sahneler de bilgisayar efektleri ile desteklenmiş.Örneğin; manzaralar bulutlar, renkler ve ışıkların yardımıyla daha özel hâle getirilmiş.Hayvanların canlandırılmasında ise gözlemler ve daha önceden çekilmiş görüntüler yardımıyla oluşturulmuş.Kargaların ne şekilde uçtukları, çakalın belirgin özellikleri gibi...Filmde geçen yapılar , olaylar yakın tarihte yaşandığı için, onları pek yormamış.Çünkü çoğu sağlam veya restore edilmiş binalar.Sadece Dolmabahçe Sarayı gibi kompleks yapılarda zorlanılmış.
Yapım süreci senaryo ortaya çıktıktan sonra gelişmeye başlamış.Haftada 2 gün ekip toplanıp yol haritası belirlenmiş.Diğer günlerde de film hakkında malzeme toplanmış.Kaleden Ulus Meydanına iniş sahnesi için Ankara dışında boş bir arazi seçilmiş.Gerçek çekimde 40 kadar insan kullanılmış ve çoğaltılması gerekiyomuş.Ancak green box gerekli alanı kaplayacak kadar büyük olmadığından rotoskop tekniği kullanılmış.Daha sonra kalabalık görünütüsü ve çatı halindeki meclis binası meydanın sonuna yerleştirilmiş.Filmin finali (aynı zamanda filmin girişi) de efektle oluşturulan bir sahne.Elinde çalı çırpı taşıyan bir çocuğun yağlıboya tablo içinde ormana doğru yürüyüp kaybolması için tabloya uygun dokudaki bi ortamda gerçek çekim yapılmış.Çekimin belli bir parçası tablonun dokusuna yedirilmiş ve boğazın üzerinden uçup pencereden giren kamera, tablonun üzerinde çekilen gerçek görüntüdeki çocuğun kadraja girmesinden sonra tabloya en yakın olunan zamanda film tablonun içinden akmaya başlamış.
Bu son sahneyi buradan izleyebilirsiniz:
İşte Mustafa filminin teknik perde arkası bu şekilde.Tabi bunları yapmak eminim uzun emekler ve vakitler gerektirmiştir.Ama bana göre değmiş...
Röportajda en beğendiğim noktalardan biri de Uğur Erbaş'ın kendi çalışma stili ve ortamından bahsettiği bölümdü.Kendisinin berbat bir bilgisayarla çalıştığını belirtiyor ve bunun nedenini soranlara verdiği cevap ise gayet zekice.Boş sayfaya bakıp ne yapacağını düşünerken bilgisayarın hızı onun işine yarıyormuş.Yani bilgisayar ona daha fazla düşünmek için zaman tanıyormuş.Şahsen ben de aynı onun gibi düşünüyorum ve bilgisayarım da gerçekten berbat.Photoshop'ta bi resim üzerine çalıştığımda bazı işlemleri yapmak bilgisayar için biraz süre gerektiriyor ve bu sürede de yeni şeyler düşünebilme fırsatı buluyorum.Görüntünün hangi programla ve ne şekilde yapıldığından çok işe yarayıp yaramadığı önemlidir.Çalışma odasının küçük ve dağınık oluşundan ve geceleri çalıştığından bahsediyor Uğur Erbaş.Ancak tasarımın hayattan beslendiği farzedilirse gece çalışmak bir nevi hayatı ıskalamak manasına geliyor ve bu tasarımcı için bir dezavantaj oluşturuyor.Çalışma sırasında dinlemekten en zevk aldığı oarça ise Korsakov'dan "Yaban Arısının Uçuşu"ymuş.Denemek lazım...
Uğur Erbaş'ın bilgisayar grafikleri üzerine çalışan gençlere tavsiyesi ise bilgisayarı sadece bir alet olarak görebilmek.Yani mouse tutmak dışında yaptığınız herşey tasarımınıza katkı sağlıyorsa doğru yoldasınız diyor.Balkona çıkmak, yolda yürümek, otobüs beklemek gibi basit şeyler bile size malzeme sağlamalı diyor.Gayet haklı da...
Uğur Erbaş'ın çalışmalarına http://ugurerbas.deviantart.com sitesinden, kendisine de uerbas@yahoo.com adresinden ulaşabilirsiniz.
Kendisinin yeni çalışmalarını sabırsızlıkla bekliyorum...